Yazı Detayı
28 Ocak 2020 - Salı 13:08 Bu yazı 389 kez okundu
 
AYRILIK ÖNCESİ
Hilalnur TEKTAŞ
hilalnurtektas@gmail.com
 
 

      Günlerden en çok pazardı. Yağmur yapardı hüzün. Hiç mutlu olmamışlardan htiğim günler hikayemin kahramanını teğet geçer içime kalın çivilerle esaret i aşkı çakardı. Boğazımda bir düğüm omzumda bir boşluk nefesim ağzımda ille de sen ille de sen” derdi yazdığım tüm şarkı sözleri. Söylenmiş sözler ben gibilere yetmez onlar en çok şair olurlardı.        

Aşkı ifade ederken bu kadar dolup taşan şairler iş aşkı bir ilişki içinde yaşamaya gelince nasıl olup da bu kadar beceriksizleşebiliyorlar gerçekten bilmek istiyorum.. Acaba guruların söylediğinden anladığım bu şey ne.. “Aşk derinlerindedir insanın.. Dış dünyada hırpalanır..”Son evliliğimdeki beceriksizliğimi ilişkim içinde uzun bir süre aradıktan sonra işe yaramadığını görünce  biraz açılmak otobüste ters koltuğa oturup geriye bakarak ilerlemeyi denemek oldukça iyi fikir gibi geldi.        

Bir şey söyleyeyim. Hata kolları neredeyse kapalı iyi bir finansçıyım ben ve iddia ediyorum kendi kendini kontrol edebilen en mükemmel sistemi 3 ay içersinde  kurar geçerim kenara. Bu kabiliyetimi; iş hayatımda yaptığım müthiş yaratıcı hatalara borçluyum..Kaçınılmaz olarak yaşamayı denerken de hata performansım yüksekti. Küçük bir genç kızken ben mesela çok tatlı ve yaratıcı hatalar yaptım. Görüyorum ki hala öyle..                      

Kişisel gelişim rehberlerinden duyduğum ilk yöntemler arasında ayna bilinci var. Ayna bilinci kısaca  birbirimize sürekli ayna tuttuğumuzu söylüyor. Dedim ki madem birbirimizin ayn ıyız; gözlerimin önünde bana ve ilişkimize kayıp geçtiğini düşündüğüm bu adamların ta kendisi olabilirim; öyleyse bu fikri anlamlandırmama yardımcı olması için derinlerde kalmış sıkı bir aşk hikayesi oldukça faydalı olabilir. Tahlil için hatırlayabildiğim en eski anımı en eski aşk hikayemi seçtim. Şimdiki kendimi cebime koyup birkaç boy küçük kendimle yakın temasa geçtim.. Ne olmuştu ilk bana?İçimde yarattığım aşk kadını o ilk yıllarda gün yüzene çıkmaya başlamış olmalıydı. Öğrendiğim aşkı sahneye koymanın zamanı gelmişti artık.        

Bundan tam 21 yıl önceydi.. 3  kişisel gelişim yılı önce yani.. İnsan hayatındaki 7 şer yıllık döngü bende bu yıl 3. kez benzer şeyler yaşarken işte 3 x 7 21 yıl öncesindeki ilk aşkım. İlk aşkımı kobay seçerken gözlerimin önünden bir film kahramanı gibi geçiyor..                          

Güzel adamdı. Aşkı ilk tanıdığım ve tanımladığım o günlerdeki ilk sancımı yaşadığım ismi lazım değil bazan mavi bazen gri olan gözleriyle inanılmaz yakışıklı görünürdü.. Alnı hafifçe açık açık tenli uzun boylu geniş omuzluydu. Ve yanağında ona çok yakışan belli belirsiz bir et beni vardı.. Şaşıracaksınız ama ondan sonrakinde de vardı ve daha da şaşıracaksınız kocamda da var. Neyse.. Ben de fena sayılmazdım hani.. Güzel bi genç kızdım yani. Uzun sarı saçlarım bir küçük toplu sayılacak fiziğim süt gibi ve tombiş tenimle yaşıma göre oldukça fazla göz doldururdum.. Durup aklıma gelen ilk anıyı bir film izler gibi izlerken planım bu günü bana açıklayacak en yakın izlerimi bulmak..                        

 Ayrılık Öncesi                         

Genç kız;  Kadıköy'e inmek için semt minibüsüne atladı. Çantasından bir lira bozukluğu ön koltukta oturan kır saçlı adama uzatırken saçlarından yüzüne yağmur suyu süzülüyordu.     

Bi Kadıköy uzatır mısınız rica etsem. Dedi usulca..                    

  Ücreti elden ele şoföre ulaşırken toparlandı. Burnunu sildiği elleriyle saçlarını düzeltti. Oturacak yer bulması çok iyiydi çünkü heyecandan dizleri titriyordu.. Çantasını kucağında kavradıktan sonra akmış olma ihtimaline karşı gözlerindeki kaleme el attı. Güzel görünüyor olmayı umdu.Bu ilk gerçek buluşması olabilirdi ama değilse de öyle hissediyordu. Tanışalı ve ona aşık olalı çok olmuştu.İlk buluşmaları sayılacak o günü düşündü.  Onu evinin kapısında arabada bekleyişini ve karşısında gördüğünde bir kaşını kardırarak hayran hayran bakışını... Gülümsemişti. Çok tatlıydı.Sonra o gün yolda giderlerken telefondaki arkadaşına altın buldum  oğlum demişti.  Asıl onun gibi bir adamın böylesi bir sevdaya düşmesi altın değerinde değil miydi? Üstelik kısa zaman geçmesine rağmen unutamadığı ne çok güzel anıları olmuştu. Aşk ne kadar güzel bir şeydi.. Bu aşkı hak edecek ne yapmıştı ki?  Cama yaslanıp yol boyunca birazdan yaşayacağı anı hayal etti. Sevdiği adamgelip onu rıhtımdan alacak yanağına bir öpücük kondurup ıslak saçlarını düzeltecekti.En çok da aşkın bu klişesini seviyordu genç kız. Adam kızın oturduğu koltuktan destek alarak saçlarına uzanır ve ne kadar güzelsin der…İçi içine sığmıyordu. Acaba o da böylesi heyecanlı mıydı?              

Alelacele rıhtım durağında kendini minibüsün merdivenlerinden bıraktıktan sonra karşısına düşen bankanın camından görünüşünü kontrol etti. Duruşunu dikleştirerek ona ait genç bir kadın edasıyla karşıdan karşıya geçti. Hemen telefon açıp geldiğini haber vereceği bir yer bulmalıydı…                 

Alo. Merhaba ben geldim. Kadıköy'deyim.    

Canım bir toplantıdayım beni affet ne olur.      

 Tamam olsun ben beklerim ne zaman gelirsin?    

Bir saat sonra konuşalım mı?    

Peki. Nasıl istersen.               

100 le başlayan bir ilişkide.. Aşk bir ürperti bir üşüme hissi gibidir.. Sıcağı görünce bir hoş olursun. Sonra garip bir huzur kaplar. Uykun gelir aynı zamanda uyanık ve aktif kalmak da istersin. Uykulu uyanık ve yarı aktif bir gerçeklik içinde saatte 100 km hızla sevgiliyi hedefleyerek ilerlersin. Biz bununla birlikte benzer özellik gösteren bir çok tanımlamaya aşk demeyi öğrendik. Benim gerçekliğim de sonsuz sayıdaki kaybolunmuş aşk hikayelerinden yalnızca biriydi. Bir şişe ilacın içine düşmüş gibi yaşadım.. Aşk bir sudur iç iç kudur. Aşk vişne iç kişne. Gönlünde yer yoksa sevgilim üzülme ben ayakta da giderim... 

Nerde ne zaman öğrendim bu sözleri bilmiyorum ama 100 le başlayan bir ilişkide daha önce sevgi görmemiş birinin aşkı her dilde başka şekillerde tanımlanacaktır.  Bilindik inanışa göre güç hız azaldıkça kesilir heyecan biter ve nihayet aşk da biter. Öyle mi?... .        

Her zaman değil.. Hız   Aşk Sevgi Heyecan ; bazen doğru bir denklem olmayabilir..  Aynı oranda azalmazlar.. Bu kadar çok şeyin birbirine eşit olduğu bir denklem bir yerlerde varsa bile bu onlardan biri değildi…. Kız burnunu ucunu göremeyecek kadar başka yere bakarken aşkın bileşenleri kendi etrafında hızla şekil değiştiriyordu.. Ne oldu O gün İsmail abi?  Adam yüzünü buruşturarak telefonunu kapatırken arkadaşına döndü.     

"Aldık başımıza belayı abi görüyor musun? Karşısındaki iri kel adam ise kaşlarını kaldırarak ukala ukala gülümsüyordu. Bu “ben sana demiştim baba” demekti. “Yok yok haklıymışsın. Ufaklık sıkıntı olacağa benziyor. Bir şey de diyemiyorum.”  Zarı tavlanın üzerinden alıp devam etti.  Neyse.. Sıkılır vazgeçer nasılsa..” dedi iç sesini bastırmaya çalışarak.          

Umut verdiği ve hayal kırıklığına uğrattığı için vicdan azabı çekiyor bir taraftan da itiraf etmekten kaçınsa da asıl hayal kırıklığına uğrayanın kendisi olduğunu düşünüyordu... Altın kız değerini çok çabuk düşürmüş belki kendisinin bile bilmediği delişmen karakterini daha ilk buluştukları o gün ortaya koymuştu.Ürkütücü çekiciliğinin yanı sıra garip bir rahatlığı da vardı. Bu yaştaki bir genç kız için bu çok fazlaydı. Üstelik kollarını bu kadar sonsuz sınırsız açması kontrol edilebilir bir şey miydi? Alabileceği her şey vardı onda. Ve bir anda teslim etmişti kendini kısmen de olsa. Bu kadar çabuk aşık olmuş olamazdı.. Başka bir şey vardı.        

Onu tercih edemezdi.                  

 O yıllardan bu yıllara. Her birimiz masum birer genç kızdık. Ağaca kızdık dala yazdık. Ama kimse bize bildiğimizi sandıklarımızın sandığımızdan çıkabilecek  en büyük yalan olduğunu söylemedi. Bakalım benim çeyiz sandığımdan neler çıkacakmış. İsmail abinin o günü bana direk böylecene anlatmasına bile gerek yoktu aslında. Zaman sonraki yıllar boyunca anlatmak için baya uğraşmıştı..                  

 Sadece hayatımın en önyargısız döneminden gittikçe daha önyargılı olan dönemine doğru yürürken bunlar olacaktı.. Gerçeği ancak yaşayarak öğrenecektik onları kabullenmeyi ise kim bilir ne zaman..Neden mi anlatmaya o günden başladım. Bir nedeni yok.. Sanırım bu gün ki hislerime en yakın htiğim günler o  günlerdi. Buradan bakınca göremediklerimi en son ne zaman böyle hmiştim sorusunda aramak bana kişisel gelişim sürecim içinde sunulan en etkili yollardan biriydi. İşe yarıyor.       

Şimdi bilgisayarım kucağımda rahat rahat yazarken düşünüyorum da ne telaştı aşka sarılmak.. Acelem varmış gibi..  Elimden alacaklarmış gibi.. Bunun dış dünyadaki karşılığı isterik tepkiye oldukça yakın.. İlle de aşk derken baya baya böyle göründüğümü biliyorum.  Bir tür aşk bağımlılığı gibi..  Şu an karşımda televizyon izleyen kocama onu terk etmenin yollarını ararken duyduğum şey de bu olmalı..

Of aşk.. Beni bu kadar hasret gösterecek kadar uzak ve serin olmak zorunda mısın?                  

Evet..

Karşımda ne düşündüğünü asla bilmediğimim bir adam var.. Onun karısı olmanın verdiği hakla yanıma gelip dizlerinin üzerine çöküp seni seviyorum karıcım senden vazgeçmek istemiyorum demesi için neler verebileceğimi düşünürken yeniden aşk içine düşmek bu kadar yakınken sarılmak varken öylece durmayı nasıl başarıyor acaba..   Bu nasıl aşk derken diyorum ki; Aşk derken? Korkarım aynı şeyden bahsetmiyoruz biz de..Korkarım aynı ilişki içinde yine başka yerlerdeyiz. Aşk sende nerde duruyor? diye soruyorum.. Ansızın Bir yaştan sonra anlam değiştiriyor diyor.. Çok düşünmeden ve sakince.. Ve devam ediyor.  20 yaşında başka 30 da başka 40 da ve 50 de farklıymış.. Ve hiç biri birbirine benzemez bir sonraki bir önceki gibi olmazmış. Oysa ben hislerimi karşılayan bir aşkın içinde olduğumu sanırdım diye cevap veriyorum...   İlerde anlayacaksın diyor.. İronik.  Bilemiyorum.. Böyle mi olmalıydı? Belki de.. Evet eşim benden bir jenerasyon ilerdeydi.. Aşka bakış açısının benimle aynı düzlemde olmadığını öğrenmeye başladığım gündü o gün. Fakat ilerde anlamam konusunda haklıysa bile onunla aynı fikirde olmamızın yaşımızla alakası olduğu konusunda yanılıyordu.  Bu bir karardı. Bir biçimde bizim ilişkimizin şekliyle ilgi karar almıştı. Seçtiği kelimeleri anımsamayabilirim ama bana geçen ilk aşkı kadar asla sevemeyeceğiydi. Doğru mu anlıyorum?. Zamanla aşktan daha önemli şeyler  olduğunu fark ediyorsun diye de ekleyince bir şeyler de hatırlamaya başlıyorum..Evlendikten birkaç ay sonra yaşadıklarımızda buluyorum bu defa da sorumun cevabını.. Bir yılı doldurmamıştık. Gün içinde sürekli yanına gidip sokulmak yanaşıp dokunmak hiçbir iş yapmadan hep yanı başında oturup öylece televizyon seyretmek isterdim..  İşi olmadığı evde geçen zamanlarında bilgisayarı karısına alır müzik dinlerdi.. Ben de gider gelir günlük sevgi kotamı dolduracak öpücük hakkımı alırdım.Sağ olsun beni öyle çok fazla refüze etmez ne zaman beni seviyor musun desem “hem de nasıl” diye karşılık verir ne zaman uzansam elimi tutar geri çevirmezdi. Sıkılmıyorsun dimi derdim gözlerine bakıp.  Ben seni sevmekten sıkılır mıyım hiç derdi..Bir gün sıkılacağından o kadar emindim ki hem içimi dolduracak cevabını bekler hem de öf diyecek diye yüreğim ağzıma gelirdi.. Bilgisayarının karşısında otururken illaki yanına birkaç defa giderdim böyle böyle. Yine bir öğle vakti aslında her zamankilerden farklı şeyler yaşanmamış aramızda öyleyse bile hatırlamıyorum rahmetli Cemal Safi’nin bir şiirini dinliyor. Gözleri dolu dolu.Etkilendi herhalde derken göz yaşlarının akmaya başladığını fark ediyorum.. Emin olmak için daha dikkatli takip ediyorum. Baktığımı fark etmiş olmalıysa da fark etmezmiş gibi..Bekliyorum.. Kime bu göz yaşları diye sormaya cesaret edemiyorum bile. Cevabını bildiğim sorulardan kaçınırım..Şiirin ismini de hatırlayamıyorum ama sözlerinden anlıyorum ki eski bir aşka ağlıyor kocam. Karşımda hıçkırıklar içinde bir kaybedişe ağlıyor. Kendine hakim olamadığını susturamadığını görüyorum.Bu neyi neden yaptığımı bilmeyeceğim bir zaman dilimi.. Yaklaştım.. İyi misin dedim.. Kafasını salladı.. İyi değildi. Sonra saniyeler içinde hıçkırıklara boğulduğunu gördüm.. Yerime dönüp bir süre karşısına oturup ses etmeden izledim onu. Neler olduğunu anlamaya çalıştım. Anlayabileceğim bir şey değildi.. Ayrıca korkarım duymaktan hoşlanacağım da bir şey de değildi..Ne düşüneceğimi bilemiyordum.. Kızmalı mıyım küsmeli miyim üzülmeli miyim sormuyordum. Hiç bir şey söyleyemiyordum.. Hiçbir şey.. Sadece böyle bir pişmanlık ve özlem içinde hissedişine üzülüyor onu yüzlememeye çalışıyordum..Sonra seni yalnız bırakayım diyip evden çıkarak onu yalnız bırakıyorum..  Dolaşmak değil niyetim. Hasretini seyretmek zor geliyor..          

 O günden sonra bir daha ona beni seviyor musun diye sormadım..Sonra da olanları yavaş yavaş unuttuk.. Yerine yenileri geldikçe..Ve o günden bu yana şimdi birbirinden farklı aşk algımız ile geldiğimiz yerden onu seyrederken  düşündüm de nesini sevdim be ben bu aşkın..Ne zaman ve nasıl.. Bir yandan ayrılığın ensemde boza pişirdiğini hissederken korku içinde yeniden sarılma daha çok bağlanma isteği duyuyorum..  Ve nasıl yapabiliyorum bunu.. Gözümün gördüğünü gönlümden saklayarak nasıl yaşayabiliyorum.. Bilmiyorum.            

Yanlış yere mi bakıyorum?  Belki. Kocamın gidip gelen duygularını  anlamayı deniyorum. Acaba benim ilk aşkım da onunki kadar hasret barındırıyor muydu diye düşünüyorum…Yağmurun altında sırılsıklam bekletildiğim o gün gelme ihtimaline şiddetle sarıldığım ilk aşkımı hatırlarken..    

 
 
 
Etiketler: AYRILIK, ÖNCESİ,
Yorumlar
Yazarlar
En Çok Okunanlar
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Sayfalar
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Alanyaspor
20
0
0
2
6
8
2
Fenerbahçe
20
0
1
2
6
9
3
Galatasaray
17
0
2
2
5
9
4
Gaziantep FK
14
0
1
5
3
9
5
Fatih Karagümrük
13
0
2
4
3
9
6
Başakşehir FK
13
0
4
1
4
9
7
Beşiktaş
13
0
3
1
4
8
8
Trabzonspor
12
0
4
3
3
10
9
Hatayspor
12
0
1
3
3
7
10
Kasımpaşa
12
0
3
3
3
9
11
Çaykur Rizespor
12
0
2
3
3
8
12
Konyaspor
12
0
2
3
3
8
13
Göztepe
11
0
1
5
2
8
14
Yeni Malatyaspor
11
0
3
2
3
8
15
Antalyaspor
9
0
4
3
2
9
16
Sivasspor
9
0
3
3
2
8
17
BB Erzurumspor
8
0
4
2
2
8
18
Kayserispor
7
0
5
1
2
8
19
Gençlerbirliği
5
0
5
2
1
8
20
Denizlispor
5
0
5
2
1
8
21
MKE Ankaragücü
2
0
6
2
0
8
Arşiv
Haber Yazılımı