Yazı Detayı
02 Ocak 2020 - Perşembe 15:57 Bu yazı 418 kez okundu
 
İÇİMİZDEKİ ADIMLAR AYRILIK SANCISI
Hilalnur TEKTAŞ
hilalnurtektas@gmail.com
 
 

Size anlatmaya başlayacağım gün hikayemin tam olarak başı sayılmaz.

Bir yerden başlamak gerekirse en uygun olanı başınıza gelenleri ya da gelmekte olanları fark ettiğiniz andır. Benim için bundan sekiz yıl önceydi... Evli çocuksuz ve sıklıkla mutsuzdum.. Zaman zaman mutlu htiğim anlarım da olmuyor değilse de beni  tam olarak  mutlu ve mutsuz eden faktörler değişkenlik gösteriyordu. Üzüldüğümde ya da öfkelendiğimde bu duygudan hızlıca çıkmak istiyor, mutlu olduğum anları da bir daha bir daha yaşamak, emin olmak istiyordum. Telaş içinde geçen evliliğimin dördüncü yılıydı. Ne yapacağım ben diye sorarken buluyordum kendimi. Her gün fikrim değişiyordu. Bi gayret kendim için bir şey yapmaya başlıyordum ve sonra kolum kanadım kırılıyordu.. Zordu..  Yaşamım bir yerlerde ciddi biçimde tıkanmıştı ve ben bu kısırdöngü içinde hareketsizce şişmanlıyordum. 

Ne yazık ki etrafımdaki birçok insan da benimle aynı durumdaydı ve biz garip bir biçimde bir arada dolaşıyorduk. Koloni halinde. Uzaktan seyrettiğimi sandığım tüm bu insanlar; evliliklerini ya da beraberliklerini acı içinde sürdürüyor, aynı sorunları defalarca yaşamalarına rağmen vazgeçemiyorlar vazgeçmiyorlardı. “Seviyorum,  çocuğum var bensiz bu sokaklara düşer acıyorum, ayrılırsam nereye giderim aman gidenin arkasından daha iyisi mi gelecek hepsi aynı bacım” gibi duyduk duymadık engeller birbirlerinin aynıydı.. Onların ilişkisinin bitmek üzere hatta çoktan bitmiş olduğunu açıkça görebilen ben ise kendi evliliğim konusunda maalesef büyük bir bilinmezlik içindeydim.  Etrafımda sevmediği halde ilişkisini devam ettiren bu kadar çok insan neden vardı? Hayat bana mutlaka bir şey söylemek istiyordu ama ne ? Arkasına bakmadan çekip çıkabilenleri düşündüm sonra. Nasıl yapıyorlardı?  Aramızdaki farkın sebeplerini bulabilirdim.   Aşağı yukarı 60 kişisel gelişim kitabı, 3 yaşam, bir nefes koçu, 2 - 3 psikolog ve ciddi bir nörolojik muayeneden sonra belirginleşmeye, sapla samanı birbirinden ayırmaya başladım...

Yaradılışı daha derinden duyumsama yaşım gelmiş olmalıydı. Ayrılık acıydı ve zordu. Nefes koçu psikoloğum ve deneyimlerim eşliğinde bu sancılı süreci daha fazla zarar görmeden atlatmayı deneyecektim. Bu bir yolculuktu. Ve ben bu yolculuğa yalnız çıkmak istemedim. Yazmaya kişisel dönüşüm sürecimi kaydetmeye başladım. Bana söyleyecek sözü olan kim varsa  destek isteyerek bir yola çıktım. Yani ayrılık sancısı, benim hayatta kalma projemdi. Hayata dair okuduğum kitapları üst üste dizip onları bir yarım saat kadar seyrettim. Yaşam; basit denklemlerin bir araya gelmesinden ibaretti ve birbirini kopyalayan denklemler bize yaradılışın tamamını sunuyordu madem, aynı formülle tüm çözümsüzlüklerimizde sonuca ulaşabilirdik. Bu hayatta en iyi yaptığım şey denklem kurmaktır. Ve böylece bir gün aniden ilk basit denklemimi kurdum. Başlamadan önce söylemem gereken bir şey daha var. Hayatınızda yolunda gitmeyen bir şeyler varsa bir şeyleri yanlış yapıyor olabilirsiniz. En az bir şeyi. Zira; “Kim ki kendini değiştirmezse Allah da onun durumunu değiştirmez” (Hz. Mevlana). Kendi sancımı çözümlemek için çıktığım bu güzel ışık yolunda, içime dönüp eski yeni aşk gerçeklerimle karşılaşınca, başımı kaldırdığım anı ve gördüğüm her şeyin renginin nasıl değiştiğini size anlatamam… Ya da anlatabilirim!   İşte o ilk gün...       Bundan sonra konuşmayacaktım. Çünkü dilimdeki kelimeler giyindirildiği bu işe yaramazlık karşısındaki derin anlamsızlığı taşıyamazdı. Gün geçtikçe daha çok aşağılanmış, kişiliksizleştirilmiş hissediyordum ve dönüşmek üzere olduğum zavallı insandan hiç mi hiç hoşlanmamıştım. Peki neydi gururumun kırılıp örselenmesine karşı beni bu denli duyarlı yaparken çaresizce hazmettiren,   asla kabul etmeyeceklerimi kabullendiren şey?      En iyisi; bir fincan kahve alıp bundan sonra neler yapacağım konusunda kararlar almak için bilgisayarımın başına geçmekti. Sırtımdan doğru omuzlarımı saran bir üşüme hissi kısa sürede tüm vücudumu etkisi altına aldı. Hemen üzerime ne var ne yoksa giyinip sıcak kahve fincanıma sarıldım. Yılbaşı gecesiydi.

Yine aynı şeyi yapmıştı. Basit bir traş bıçağı karşıma geçmiş senden daha değerliyim diyordu. Kahkahalarını duyar gibiydim. Artık göğsümün ortasındaki yarılmaları net bir biçimde duyumsayabildiğimi düşündüm. Elim ayağım buz kesti.   İçimdeki titremeyi hissediyor olamazdı. Ama yüzümü kaplayan soğuk ifadeden de tedirgin olmalıydı. Bu da şimdilik bana yeterdi. Nasılsa zamanla beni en çok nerede kaybettiğini anlayacaktı. Şu an için hiç bir şey olmamış gibi davranmaya çalışıyor, hata yapmamış süsü vermek için her zamanki yolla, kendine yiyecek bir şeyler hazırlarken, kısa önemsiz sorularla tavırlı davrandığımı bana ispat etmeye, kendimi suçlu hissedip geri dönüş yapmamı sağlamaya çalışıyordu. Çok akıllıca! Ama bu defa izin vermeyecek büründüğü bu öfkeli haklı adamı umursamayacaktım. Haklı değildi. Sadece beni iyi tanıyordu. Benim gibilerin kızgınlığının dönüm noktasıdır hata yapmak. Hata yapıp kötü taraf olunca iyi insan olmakla beslenen kişiler, eski iyi noktaya gelene kadar geri basar. Önemli olan iyi kalmak mağdur taraf olmaktır. Suçluluk psikolojisi bitiş noktası için hiç de uygun bir hal değildir. Yaradılışındaki kodlama ile suçlayarak üste çıkmak, en iyi silahtır bunu fark eden diğerlerine göre. Birden tüm bunlardan nasıl bu kadar emin olabildiğimi düşündüm. Belki de aynı noktaya daha önce de birçok kez gelmiştik. Düşünmeyi bırakıp daha önce yazdıklarıma göz atmak istedim. "Bundan sonra konuşmayacaktım. Çünkü dilimdeki kelimeler giyindirildiği bu işe yaramazlık karşısındaki anlamsızlığı taşıyamazdı. Gün geçtikçe daha çok aşağılanmış, kişiliksizleştirilmiş hissediyordum. Dönüşmek üzere olduğum zavallı insandan hiç hoşlanmamıştım. Peki neydi gururumun kırılıp örselenmesine, beni bu denli duyarlı yapan ve aynı zamanda çaresizce durumu hazmettiren şey? En iyisi bir fincan kahve alıp ..... ....      

Sanırım en iyisi gerçek bir fincan kahve alıp bu ve benzer yazıları daha önce kaç defa yazıp, kaç defa sınıfta kaldığıma bir göz atmaktı. Tam 22 defa bundan sonra konuşmama kararı almışım. Ve iyi hatırlıyorum ki o günlerde de ruhum aynı şiddetle öfke doluydu.   Bunca yıldır ısrarla aynı noktada seyrettiğime göre; önce bu kısır döngüye hangi yanımdan bağlandığımı bulmalıydım. Belli ki zaman tercihlerimle yaşamımı şekillendirirken ruhum bir biçimde bu yaşam biçimimi kabul etmiyordu.   Çok haklıydı. Dünümle yoğrulmuş özüm; bu günkü kararlarımın sonuçlarıyla karşı karşıya gelince içimde fırtına etkisi yaratıyordu.  An da var olup sürekli acımasızca cezalandırıldığını gören  bilincim ise  uzun zamandır istemesi alışması için ikna ettiğim ruhumun ve bedenimin laftan anlamaz isteklerine karşı koymayı bir türlü beceremiyordu. İstememem gereken ne varsa istiyor, itiraz etmem gereken ne varsa çaresizce boyun eğiyordum. Çaresiz ve kontrolsüzce olduğum yerde büyüyordum. Bunu kendime nasıl yaptığımı düşündüm. Beni bu kadar kıymetsiz yapan benle ilgili olabilir miydi? Yoksa o ya da bu bahanelerle benden esirgediklerini cömertçe başka insanlara veren kocamın bize asıl bakış açısı mıydı? Onu ve bizi hiç tanımıyordum.. Ama nasılsa aşık ve evliydik hesapta.. Şimdilik.. Bir aşk için kaç şey gerekir bilmiyorum. Doğrusu aşk konusunda pek tecrübeli olduğum söylenemez. Kendimi bu konuda pek aceleci  bulmakla beraber başarılı bir geçmişten de bahsedemeyeceğim. Bildiğim tek şey kalbinizin derinliklerinde ufak önemsiz ama nefesinizi kesmeye yeten iğne delikleri hissediyorsanız bir sorun var demektir.   Şimdilerde yaşanan hangi deliği hangi aptalca bahaneyle kapatmaktır emin değilim.  Sevmek mi zor olan yoksa sevilmemek mi? Mantıklı olmak zorunda mıyım? Her şeyi görmezden gelip tadını çıkarsam olmaz mı? O zaman neden böyle acı içinde kıvranıyorum?. Olduğu gibi kabullenmek nedir ki? Ve bu adam nasıl kendine bu kadar âşık edebildi beni? ...Her gün yeni bir başlangıç. İçime batıp çıkan iğnelerden  kalbim kullanılmaz hale gelmezse tabi.       Kafa bu kadar cevapsız sorularla karışık görünürken kendini geçici olarak iyi htiği yaratılmış gerçekliğinden bir türlü kopamayan benim gibi bazı kimseler için gerçeği bulmak sanıldığından zor görünüyor. Suç, suçlu, mağdur kavramları karıştı.     

Peki benim gerçeğim neydi?... Hak etmiyorum, hak etmiyor, hak etmiyorsun. Kötü olan en çok neydi? Seçemiyordum.. Belki de en kötüsü; kötü biriydim ve bunu bilmiyordum… Ne tuhaf ki aslen mağdur diye biri yoktu. Sorunumun çözümü bu sorumun cevabında gizliydi. Nasıl biri olduğumu bulmalıydım. Tepkilerimi ve kararlarımın belirleyicisini. Çünkü bu süreçte bizim için doğru bazı şartlara bağlı olarak hızla değişkenlik gösterir. Kabaca işimize geldiği gibi at koşturma isteğimizden sıkışınca nasılsa hatalı olduğumuzu düşünürüz. Öyle her durumda da hata yaptığımıza falan inanmayız biz. Bizim gibilerin hata yaptığını düşünmesi   ancak vazgeçmekten korktuğunda mümkündür.  Şaşırmayalım..  Bakın uzattık ama aslında basit.

Mevzu ayrılmak olduğunda zihin bize hatalı olma gibi bir seçim sunuyor. Hata yaptıysan gider af dilersin ve her şey bir anda eskisi gibi olur. Vazgeçmek zorunda kalmazsın böylelikle. Dilediğin kadar ve onunla kalabilirsin. Çünkü aslında en kötüsü;      ayrılık sancısıdır...

 
 
 
Etiketler: İÇİMİZDEKİ, ADIMLAR, AYRILIK, SANCISI,
Yorumlar
Yazarlar
En Çok Okunanlar
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Sayfalar
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Alanyaspor
20
0
0
2
6
8
2
Fenerbahçe
20
0
1
2
6
9
3
Galatasaray
17
0
2
2
5
9
4
Gaziantep FK
14
0
1
5
3
9
5
Fatih Karagümrük
13
0
2
4
3
9
6
Başakşehir FK
13
0
4
1
4
9
7
Beşiktaş
13
0
3
1
4
8
8
Trabzonspor
12
0
4
3
3
10
9
Hatayspor
12
0
1
3
3
7
10
Kasımpaşa
12
0
3
3
3
9
11
Çaykur Rizespor
12
0
2
3
3
8
12
Konyaspor
12
0
2
3
3
8
13
Göztepe
11
0
1
5
2
8
14
Yeni Malatyaspor
11
0
3
2
3
8
15
Antalyaspor
9
0
4
3
2
9
16
Sivasspor
9
0
3
3
2
8
17
BB Erzurumspor
8
0
4
2
2
8
18
Kayserispor
7
0
5
1
2
8
19
Gençlerbirliği
5
0
5
2
1
8
20
Denizlispor
5
0
5
2
1
8
21
MKE Ankaragücü
2
0
6
2
0
8
Arşiv
Haber Yazılımı