Yazı Detayı
14 Eylül 2020 - Pazartesi 11:37 Bu yazı 122 kez okundu
 
Kitap Nasıl Okunmalı !
Salih Emre TOMAKİN
salihemretomakin@gmail.com
 
 

"Belli bir yaştan sonra kitap okumak, zihni onun yaratıcı özelliklerinden saptırır. Çok kitap okuyup da, beyninin çok azını kullanan herhangi biri, düşünmenin tembel alışkanlıklarını edinir. Tıpkı vaktinin çoğunu tiyatroda geçirip, kendi hayatını yaşamaktansa, başkalarının hayatını yaşamaya özenen birisi gibi..."

 

 

Bu sözler ünlü alman fizikçi Albert Einstein'a ait. Oysa ki kitap okumanın ne kadar önemli olduğunu  çocuklara, gençlere öğütler dururuz. Evet kitap okumak önemli ve değerlidir. Hayal gücümüzü ve kelime dağarcağımızı geliştirir. Ancak hangi kitap? Sanırım bu konu üzerinde birazcık düşünmekte fayda var. Şuanda lanetlediğimiz ve asla yanından bile geçmek istemeyeceğimiz( en azından bazılarınızın ) insanların önemli ve zamanında çok okunan kitapları var. Örneğin Adolf Hitler " Kavgam " adında bir kitap yazmış. Bu kitabı okuyup kendi özgür düşüncesiyle yorumlayamamış ve bu düşünceleri benimsemiş bir gencin halini düşünebiliyor musunuz? Ya da şuanda terörist başı diye andığımız kişinin bir çok kitabı mevcut. Ama bu kitapları çocuğunuza ya da çevrenizdeki birine tavsiye eder misiniz? Kavramlar görecelidir ve tarih içinde birden bire zıt bir tarafa evrilebilir. Unutmayın Atatürkte devlet tarafından hakkında yakalama kararı çıkarılan, bulunduğu yerde tutuklattırılacak olan hatta belki de öldürülecek olan biriydi. Önemli olan sadece kitap okumak değildir, önemli olan bir kitabı okurken yazarın düşüncelerine " katılmıyorum " diyebilmektir. Burada karşımıza çıkan önemli felsefi kavram ise " kritik rasyonalizm " oluyor. Yani eleştirel akılcılık.

Geçenlerde bir kitap okuyordum ismini de vermemde sakınca yok Ahmet Şerif İzgören'in

" Süperman Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı " adında. İsmi ne kadar da güzel değil mi? Aslında isminden de anlaşılacağı üzere bu topraklarda yaşayan insanların girişimci ruha sahip olması gerektiğinden bahsediyor ve bu topraklardan çıkan girişimci ruhlu insanlardan söz ediyor. Mesela Hayrettin Karaca'dan, mesela Lösev'in kurucusu Dr. Üstün Ezer'in Lösev'i kurma hikayesinden. Ve işini iyi hakkıyla yapan topluma bir faydası olan insanlardan bahsediyor. Sadece alıp maaşınızı oturmayın bir şeyler yapın bu toplum için diyor ve yaratıcı fikirlerden bahsediyor. Buraya kadar her şey tamam ve yazarın düşüncelerine katılıyorsunuz. Ancak kitabın bir yerinde aynen şu cümleler geçiyor.

 

" Geçenlerde Televizyoda memurlar iş yavaşlatma eylemine gidecekler diye bir haber vardı. Şimdikinden daha yavaşı da varmış demek ki. Şu uzay istasyonlarında, yerçekimsiz alanlarda yürüme durumu var ya, herhalde öyle çalışacaklar "

 

Yazar burada memurların neden iş yavaşlatma eylemine gideceklerinden bahsetmiyor. Girişimciliği ön plana çıkarması doğru olsa da o insanların neden bu eylemi yapacaklarından söz etmiyor. Belki haklı bir gerekçeleri vardı? Belki insan kayırmaktan, belki özgür bir ortam olmamasından, istediklerini söyleyememekten, belki memur maaşlarının yetersizliğinden bunalıp bu eylemi yapma kararı aldılar? Burda memur denilince gözümüzün önünde işi yavaş yapan, torpille bir yerlere gelmiş ya da keyfi tıkırında, “ hafta sonu biz çalışırken oh ne güzel tatil yapıyorlar “ cümlesini işitmiş ama ama çoğu ayda ortalama dört beş  bin lira alan insanlardan bahsediyoruz. Yazarın bir kavramı öne çıkarırken diğer önemli detaylara hiç değinmemesi -ki kitabı bütünüyle okuduğunuzda da bu konuya dair bir ayrıntı göremiyorsunuz- bana gerçekten ilginç gelmişti ve kendimce kitabı okurken burada sana katılmıyorum diyebilmiştim.

Buradaki örnekte olduğu gibi mesele sadece bir kitabı elimize alıp okumak sıralı cümleleri takip etmek ve yazarın istediği tarzda bir hayal kurmak, akışkanlığa kapılmak ve sadece bir hayal kurup hayatımıza yeni kelimeler katmak değildir. Asıl mesele yazarla kitabı okurken tartışabilmektir kanımca. Ben bunu gerçekleştiremediğim 10 kitap okumaktansa bunu yapabildiğim 1 kitap okumayı ya da çocuğum olsaydı bunu ona öğütlemeyi tercih ederdim. Eleştirel ve saf aklın süzgecinden geçmiş düşüncelere sahip olmadan asla aydın bir toplum olamayacağımız kanaatindeyim.

Edebiyat derslerimizin meşhur tartışmalarından biridir. Sanat için sanat mı yoksa toplum için sanat mı diye tartışan iki grup. Bunu ilk duyduğumda neden iki seçenek arasında sıkışıp kalıyoruz diye kendi kendime düşünmüştüm ve demiştim ki. " Sanat için sanatı topluma anlatmak için sanat " işte orta yol bulundu, herkes dağılabilir.

Kişisel olarak kat edecek çok yolumun olduğunu düşünüyorum. Kendimi asla çok bilgili biri olarak görmüyorum çünkü bilmediğim şeyler o kadar fazla ki. Ancak bir şeyler öğrenmenin, kendini geliştirmenin sadece kitap okumakla ya da çok kitap okumakla olacağını asla düşünmüyorum. Bağlayacak olursak eleştirel akılcılıkla bir kitabı okuyabilmenin, herhangi bir kitabı okurken yazarı eleştirebilmenin ve en başta bahsettiğim gibi hangi kitabı okumak gerektiğinin öneminden söz ediyorum. Yoksa öyle kitaplar vardır ki insanı çok yanlış düşüncelere sürükleyebilme potansiyeline sahiptir.

Eğer sadece kitapta yazanı uygulasaydı birisi zamanında şuan Türkiye Cumhuriyeti diye bir devlet olmayabilirdi.

Tabii ki Atatürk'ten bahsediyorum. Sakarya Meydan Muharabesi’nde işler çok kötü gidiyor, bir uzman yüzbaşı  Atatürk’e cepheden istihbarat raporları getiriyor ve savaşın kaybediliğinden bahsediyor. Hem Atatürk hem de Yunan Komutanı Papulas aynı kitapları okuyarak kurmay olmuşlar. Yani aynı bilgilere sahipler. O zaman ki askeri teknikte iki hat çarpışır ve hatlardan biri yarılırsa hattın uzunluğuna mütenasip bir uzunlukta hat geri çekilir ki ricad yani kaçma olmasın yani aslında önemli olan kural hattı bozmamak ne olursa olsun birliklerin bir hat halinde çarpışması esası var. Bu bir askeri teknik ve üzerine herhangi bir sorgulamada bulunmamış hiç kimse. işler çok kötü giderken Atatürk düşünüyor ve buna ne lüzum var diyor. ve bir emir çıkarıyor " her birlik müdafaasını yapabildiği yere kadar geri çekilsin ve orada müdafaaya devam etsin yanındaki birlikler ne yapıyor diye bakmasın diyor " Türk Cephesi yarılıyor birkaç yerden. Papulas bekliyor ki türkler şu kadar geri çekilecek. Bir gün bekliyor iki gün bekliyor ama Türkler geri çekilmiyor sırf bu sebeple dünyanın en uzun meydan muharabesi oluyor Sakarya Meydan Muharabesi, ki 21 gün sürüyor. Papulas neler olduğunu anlayamayınca “ bunlar düşündüğümüzden güçlü çıktı “ diyor ve geri çekiliyor. Atatürk,bu bilgiyle aklı birleştirmesi sayesinde oyununu tutturuyor. Hepimizin aklına kazınan o meşhur söz de burada orada çıkıyor. " Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır o satıh bütün vatandır. " O sebepledir ki eğer Atatürk kitaplardan öğrendiği bu kuralı hiç bozmadan aynen uygulasaydı şu anda belki de bambaşka bir düzende yaşıyor olacaktık. Eğer Atam izindeyiz diye tweet atmayı biliyorsak, bilgiyle aklı birleştirebilen ve gerekirse yazarla sonuna kadar tartışan okuyucular olmalıyız.

Eğer instagram hikayenizde bir kitap resmi paylaşan insanlarsanız…

 
 
 
Etiketler: Kitap, Nasıl, Okunmalı, !,
Yorumlar
Yazarlar
En Çok Okunanlar
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Sayfalar
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Başakşehir FK
69
0
5
9
20
34
2
Trabzonspor
65
0
5
11
18
34
3
Beşiktaş
62
0
10
5
19
34
4
Sivasspor
60
0
8
9
17
34
5
Alanyaspor
57
0
9
9
16
34
6
Galatasaray
56
0
8
11
15
34
7
Fenerbahçe
53
0
11
8
15
34
8
Gaziantep FK
46
0
10
13
11
34
9
Antalyaspor
45
0
11
12
11
34
10
Kasımpaşa
43
0
15
7
12
34
11
Göztepe
42
0
14
9
11
34
12
Gençlerbirliği
36
0
16
9
9
34
13
Konyaspor
36
0
14
12
8
34
14
Denizlispor
35
0
17
8
9
34
15
Çaykur Rizespor
35
0
19
5
10
34
16
Yeni Malatyaspor
32
0
18
8
8
34
17
Kayserispor
32
0
18
8
8
34
18
MKE Ankaragücü
32
0
16
11
7
34
Arşiv
Haber Yazılımı