Yazı Detayı
10 Şubat 2020 - Pazartesi 13:02 Bu yazı 249 kez okundu
 
KOŞULSUZLUK TANIMI
Hilalnur TEKTAŞ
hilalnurtektas@gmail.com
 
 

  KOŞULSUZ ARZU Her hali güzeldi.. Böyle hiç bilgisi olmadığı bir konuda hayrete düştüğünü görünce “ Merabaaa” derdi. “evet ya nasıl düşünemedim” diye utangaç hallerle bakan genç kız bayılıyordu onu bu anlamda kocaman görmeye.. Ne çok her şeyi biliyordu.. Hafta sonu Kadıköy’de saatlerce beklemiş Adam  gelmemişti..   O gün kız artık bitti demişti içinden..  “Kesinlikle… Bana bunu nasıl yapar ya? Baksana sırılsıklam oldum. Dondum. Kaç saattir bekliyorum burada..” diye ver yansın etmişti ama haftanın ilk günü onu aramamak ne mümkündü. Sabahları onu aramak için ofisine gelmesini beklediği zaman ne uzundu. Zaten beklemiyordu ki; arıyordu arıyordu. Adam güne başlamaya karar verip ofisine gelince.. “fendim” deyiveriyordu.. Böyle açıyordu telefonu.. FENDİM .. Ne müthiş bir farklılıktı bu. Ondan bahsederken hep ne kadar müthiş biri olduğunu düşündürecek nedenler bulurdu. Bulmalıydı. Böyle birini nasıl sevmiş olduğu konusunda yakınlarını ikna etmeliydi. Bu arada kendini de. Neyse.. Gelicem bu konuya. Ama önce dışarıdan nasıl göründüğüme bir bakmak istiyorum. Yenge insan telefonu fendim diye açar mı ya? Ne diye açar kızım hepimiz öyle açıyoruz. Aa ama yenge öyle deme o başka.. Efendim diye açmıyor.. Fendim diye açıyor.. Başka işte Nesi başka kızım aynı işte... Bana bak. Sen çok büyütüyorsun bu adamı gözünde.. GÖZÜNDE BÜYÜTME   Büyütüyordum. Çünkü yaşamımda onun dışında her şey küçüktü. Anneme karşı babam babama karşı ablalarım ablalarıma karşı kendim.. Dayılarıma karşı annem küçüktü işte… Birileri birilerine kaba davranıyor kapıları yumrukluyor güya ciddi tavırlarla etrafındakilerin kendisini saymasını korkmasını sağlamaya çalışıyor herkese dilediği gibi kükrüyor ve karşılığında ilgi saygı ve muhabbet görüyordu. Bununla birlikte kimileri eziliyor söyleniyor ağlıyor dert yanıyor ama buna karşı koymuyor aksine korku içinde her şeyi sineye çeken mağduru oynuyordu. Oynuyor oldukları izlenimine bilinçli olarak kapılmış mıydım yoksa bilinçaltımda mı oluşturmuştu bilemiyorum ama tuhaf bir şekilde ağlayan herkesin timsah gözyaşları döktüğünü en büyük acıları aslında o yaşımda benim çektiğini sanıyordum. Etrafımda yaşanan aşkların çizdiği tablo acıydı.. İlaveten aşk da acıydı ve en büyük aşık acı çekendi. Zaten bu dünyada en çok büyük olan sevilirdi.. Küçük olan acınası halde sever umar diler ve göz yaşlarına boğulurdu..   Büyük olanları sevmeyi öğrendim böylece. Büyük olanları severken sevilmek için de bir biçimde büyük ve güçlü olmayı değilse de en güçlü htiğim tarafımı  göstermem gerektiğini öğrendim.  Sevilmek için ihtiyacım olan tek şey büyüklüğümü gücümü ispatlamaktı. Henüz küçük ve güçsüz olduğuma göre o gün gelene kadar yani bu şartlar altında en iyi ihtimalle ağlayan sızlanan şüphe eden hesap veren o olarak düzen içindeki yerimi almalıydım…   Neyse ki oda büyüktü ve benimdi. Yani nihayet sahip olma şerefine eriştiğim ilk aşkım.. Onunla olunca ben de  birilerine karşı büyük olmuş oluyordum. Ne biliyim gittiğim restourantta garsona karşı büyüktüm mesela.. Az mı?  O arabanın şoför yanı koltuğunda yayalardan da büyüktüm. Büyük olmak ne olursa olsun güzel bir şeydi..  Güzel şeyler hâkim ve büyük olmaktan geçiyordu. Ben de sevilmek istiyorsam bir gün gerektiği kadar etkileyici olmalıydım. Sevilmek için mutlaka bir şey yapmalıydım.. Mutlaka.. Güzellik büyüklük mutluluk sevgi.. Bu tipi kavramlar küçük bir kız iken zihnimde bir kaç şekilde anlamlanmıştı ve bu sevgi tanımlaması böyle bir adama bu nedenlerle hayranlık duymamı rahatlıkla sağlayabiliyordu.   Hepsi o.. Bu güne kadar bu garip yargı ile nerede karşılaşırsam karşılaşayım aşırı tepkili aksini gösteren türlü bahanelerle başka başka kişiliklere büründüğümü nasılsa fark edemmişim.. Kocama da böyle tutulmuştum. O benim bir taraftan büyük olanı seçerken   diğer taraftan büyüklüğü kafama takmadığımı ispat etme yolumdu.. Biz birbirimize aynı nedenlerle tutulmuş reddederken de ayrılığın koynuna düşmüştük… Deli gibi haykırıyorduk..   Kimsin sen.. İlk tartışmamızda ikimiz de birbirimize kimsin sen demiştik.. “Kimsin sen”.. Sonunda soru işareti olmamasının nedeni bunun bir soru olmayışı.. Halk arasında “Kimse değilsin” manasında kullanılır.. Küçümseme amaçlıdır. Alt metni; benden büyük olduğunu düşünüyorsun. Ben de benden büyük olmandan korkuyorum.. Sen bana böyle htiremezsin.. dir. Böyle diyorduk kocamla birbirimize meydan okurken.. “Kimsin Sen” İrili ufaklı her konuda.. Konuların önemi yok.. Önemli olan konular değildi.. Önemli olan; büyük olana karşı duyduğumuz ilgi görünümündeki koca korkuydu.. O da büyütüyordu.. Kaçınılmaz olarak bana çokça benzeyen kocam   beni gözünde büyütüyor artık ona hayran olmadığımı düşünüyordu. O kendine eskisi gibi büyük htirecek alanlar yaratmaya  yönelmeden bu kararımızı değiştirmeliydim. Yapamadım.. Kimim ben? İşte bu tam bir soru.. Hala büyük olanın saygı ve sevgiye değer olduğunu düşünen o küçük kız mıyım? Aşkı hepimizde aynı olan düz çıplak ruhumuzda en iyi benliğimizde değil şeklimizde fikirlerimizde bulunduğumuz yükseklikte arayan o  kız mı? Hayır.. Artık çok saçma olduğunu görüyorum.. Üstelik öyle olmadığını ispatlamak zorunda da değilim.. Fakat öyle yapılanmış ki içimde gözümün gördüğünü gönlüme anlatamıyorum.. Aslında hiç inanmadığım o cümleler düşünce kalıpları ve de beni öyle değilmişim gibi göstermesi için seçtiğim bir çuval yalancı alışkanlığım özüm ile bu kadar çelişirken aşkı yaşamaya çalışmak ne zor.. Ne olduğunu hemen bilemesem de ne olmadığını biliyorum en azından.. Maalesef bilinç oyunlarımızdan aşk görünmez halde..     NASILSIN GÖRÜŞMEYELİ Bu günlerde malum ki geçmişimle ilgili yeni bir şey öğrenmediğim bir gün bile yok. İşte bu gün de onlardan biri. İlişki durumumuz karışık. Benzer tartışmalardan biri yüzünden ayrı yerlerdeyiz..  Çekti gitti. Ben de işten dönüyorum.. Geri döner mi devam eder miyiz gibi sorularım yok. Bir garibim. Bu şartlarda devam edemeyeceğimiz aşikar. Bu şartlarda ayrılmayı beceremeyeceğimiz de öyle. Aşağı ya da yukarı doğru bir köprü kurmaya çalışıyorum. Geçenlerde bir konuşmayı denedik ama olmadı. İkimizi de mutlu edecek mantıklı bir çıkar yol bulamadık.. Ne çare.. Kadıköy’deyim.. Bana neler olduğunu anlamaya çalışmaya devam ediyorum. Aslında eski sevgilimle kocamdan ayrılmayı becermek üzerine bir kitap yazıyorum diye eski bizim hakkımızda konuşabiliyor olmak göründüğü kadar da korkunç sayılmaz.. Ne de olsa biri ilk aşkım biri son.. O da nasılsa her şey geçmişte kaldı diye ve destek olma misyonuyla dökülüyor. Ne ince bir davranış..   O da dördüncüyü almış. Kadın bi nedenle evi terk etmiş. Üzüldüm. Aynı dertten mustarip iki iyi dost olarak birbirimize geçer bunlar falan diyoruz herhangi bir yanlış anlaşılmaya sebebiyet vermemek için.. Saçmalıyoruz hayret.. Elbette geçmişten kalan bir zerre bile yok. Ayrı.  Şimdiki eşlerimizden aşkla bahsederken onları anlamaya çalışmanın yolunu birbirimizin ilişkisinde arıyor gibiyiz.   Oldukça serin ve mantıklı neden kaybettik diyoruz bir kez daha kaybetmemek adına.. Profesyonel aşk zedeler şeklindeyiz.. Ona bakarken gülümsüyorum.. Vay be..   YILLAR SONRA Bİ MERHABA Onunla ne mi konuştum.. Ben de çok gençtim diyor.. Doğru.. Hayatta onun için neyin daha çok kıymetli olduğunu bilmiyordu. Masumiyeti arıyor masumiyeti deniyor ve kulaktan dolma yöntemlerle bağlılığı da deniyordu. Doğru seçimi yapmalıydı ve doğru seçimi yapmak için bildiği daha iyi yöntem yoktu.. Başlarda gözüne dup duru altın gibi görünen kız çok geçmeden hata yapmaya başlamıştı. Oturup kalkması yürüyüşü evet çekiciydi. Ama doğru değildi.. Çok cüretkardı.. Rahattı. Tutkuluydu. Davetkardı.. Neden böyle davrandığını anlayamıyordu. İlk defa yaşadığı aşka şaşkın bir telaşla sarılan bu kızın kadıncılık oyunları onu korkutmuştu. Şimdi anlatırken kendi de çok anlamlı bulmuyor. Ama “o gün için öyleydi” Diyor kısaca. Şimdiki aklım olsa başka türlü davranırdım diye de ekliyor o günleri özetlerlerken.. Ne tuhaf.. Başka türlü davranırdım denecek kadar önemsiz bir manevra değildi hal bu ki olanlar.. Her ikisi için de.. Arka arkaya birbirlerine ateş ettiler artık ilk kurşunu kim sıktıysa…   BİLMEK Tabi bilmek ayrı da anlattıklarını kabullenmek bana hala uzak.. Bizimle ilgili açıkladıklarını daha sonra anlamak üzere kaydediyorum..  Şu an kabullenmek derken bile neyi kastettiğimi anlamıyorum inanın.. O kadar  yani.. Kocam da geçmişime mi takıyordu acaba.. Hayır . Geçmişe takan bendim. Masumiyeti yıllarca kurcalanmış ve sorgulanmış bir kadın olarak haklarımı bilmek istiyordum. İlk aşkına onunla yatamadığı için devasa ilgi besleyen onu bu güne kadar taşıyan kocamın duyguları bana kendimi kötü htirmişti. Hal bu ki onun hislerinin benimle ilgisi yoktu. Dalıyorum.. Daldın diyor.. Yok diyorum.. Düşünüyordum.. Evet ben de onu söylüyorum düşünüyordun.. Bilmek için olanlardan başlamışken beni geçmişte inciten herkeste kendimden bir parça ya da irili ufaklı korkularımı bulmayı umduğumu söyleyince öylece yüzüme bakıyor.. Başkalarının söylediği o çaresiz yalanlarla yüzleşirken yavaş yavaş kendini görmeye başlamak hayal kırıklıklarımın en tatlı hediyesi olsa gerek.. diyorum.. O bana seninle evlenemezdim derken.. Lafım boğazıma tıkılıyor. Gururum inciniyor. Parmağımı gözüne sokmak istiyorum. İnsanım sonuçta.. Sonra derin bir nefes alıp söylediklerinin benimle ilgili değil onun evlenme kararıyla ilgili olduğunu hatırlatıyorum kendime. Peki o zaman bana neden yalan söyledin diye sorsam mesela.. Bu benimle ilgili değil ki. Hemen nefes koçumun sözünü hatırlıyorum. “Birinin seni hedefleyerek yaptıkları ya da düşündükleri seninle ilgili değil.. Kendi ile ilgilidir hayatım” … Öyle.. Kendiyle ilgiliydi.. Aslında yalan da söylememişti adamcağız.. Ben nasıl anlamak istediysem öyle anlamıştım.. Bir şekilde belli etmişti.. Ama ben; fikrini değiştirebilirim diyerek devam etmiştim yıllarca.. Kurnazca planlar yaparak..Malesef.. Tıpkı bu gün kocama ilk aşkını unutturabilirim bana öyle aşık olmasını sağlayabilirim motivasyonuyla evliliğimi devam ettirmeye çalıştığım gibi.. Bu iyi htirsin diye bekliyorum ettirmiyor.. Aslında o kadar da masum değiliz. KIZ Eski ilişkisinden deneyimli bir kadın gibi bahsetmişti. Vaaay.. Doğru..  Yapmıştım.. Neden yapıyorum bunu? Neyse.. Bu kadarını bile kendine yediremezken üstüne bir de bahsi geçen o adamı tanıyordu adam. Aman yarabbi. Geçtim onu bu yaşta kocaman adamlara olan meyli ne ifade etmeliydi? Yo yo.. Kabullenemezdi. Pavyondan bir kadın alabilirdi belki ama bu olmazdı.   Nasıl göründüğünü bilmeden sadece sevdiği adama odaklanan onu her an görmek isteyen her gün aşkla yolunu gözleyen gözlerine saatlerce bakan ve yokluğunda gözyaşlarına boğulan sarılıp nefes almadan saatlerce kollarında kalmak isteyen bu güzel genç kıza onunla evlenemeyeceğini söyleyecekti. Yaptı.. Bir anda. Gözlerini bile kırpmadan. Ağzını doldura doldura söyledi. Sonra kızın gözlerini kovaladı. Bu sözlerin onda ne ifade ettiğini arıyordu belli ki.. İtiraz edecek miydi. Yalvaracak mıydı. Yoksa defol git mi diyecekti…. Hiçbir şey demedi kız… Hiç bir şey..   Adama göre kız durumu anlamış olmalıydı ki itiraz etmemişti. Suskunluğuna bakılırsa da böyle devam etmeye gayet razıydı. Sorun şu ki; kız için bu durum başka bir gezegen gibiydi. Ayrılmak demek değildi ki bu.. Ayrılmak istemiyordu adam. Sadece devam etmenin yolunu arıyordu. Kendisi gibi.. Evet evet kesin öyleydi. Zamanla ilişkisi düşündüğünden de farklı gelişme gösterirken kız yarattığı  alemde kendine bir takım açıklamalar yapmaya devam ederek sürdürdü. Sevgilisi biraz ilgisizdi hepsi o.. Arayıp sormuyor birlikte geçirdikleri vakitleri bile kendisine ayırmıyor olabilirdi ama onu reddettiği de söylenemezdi. Sonuçta Adam; öyle bir kadına çok gerekmedikçe hayır diyen biri sayılmazdı. Ayrıca kız yanında dolaştıramayacağı bir kız da değildi. Gayet hoş alımlı ve ılımlıydı. Ona sorun çıkarmaz nerede nasıl isterse görüşebilirdi. Öyle istekleri arzuları şartları falan da olmadığından o gün zaten bir şeyler içeceği mekânda yanında oturuyor olmasının da sakıncası yoktu. Olmasa da olurdu tabi ama olunca da bir sorun olmazdı. Bu şekliyle bir ilişki devam ettirmeyi kabul ettiği sürece devam edebilirdi. Bitirme çabaları sonuç vermemişti sonuçta. Kıza göre; başka biriyle hatta onun da tanıdığı biriyle olan ilişkisini sevdiği adama anlatmak hata olsa da herkes birçok şey yaşıyordu hatta daha da fazlasını ama kimse oturup sevgilisine ben şunla da şunu yaptım der miydi? Pişman oldu bir an. Ama sonra geçti.. Adam için belirleyici etkisi olan olay onun için sadece ayrıntıydı.. İşin komik tarafı şuydu ki; bahsettiği adamla yaşadığı hiç bir şey yoktu. Küçük bir çocuk olduğunu düşünmemesi için yalandan bir ilişki uydurmuştu. İşte çocukça bir beğeniydi onunki ama öyle düşünülmesini istemediğinden ortada bir şey varmış gibi yapmıştı. E böyle anlatmıştı haliyle. Bunun bir erkek için ne demek olduğunu bilmeden.. Kıskanılmış ve kesinlikle kendisini talep gören bir kadın gibi göstermişti. Bu güzeldi… Ayrıca ondan vazgeçmesi için hiçbir neden yoktu. Bu aşk denen güzel şeyden vazgeçmeyecek onu görmeye devam edecekti.. ETTİ.. Kendine rağmen ona her kızdığında yapmaya devam ettiği minik hatalarına rağmen.. Sevmeye devam ettiği için ne yaşarsa yasın gözlerine baktığında ondan başkasını istemediği için.. Onun kokusundan tadından başka hiçbir şeyi istemediği için her defasında ona geri döndüğü için; sevdiği adamın da aynı şekilde olanları unutacağını sanıyordu. Sadece ona kızdığı bir boşluk anında görüşmüştü başka biriyle. Ne vardı ki? Sonuçta pişman olmuş onsuz olamayacağını fark etmişti. Geri döndüğünde onun da unutup kaldığı yerden kendisi gibi sevmeye devam edeceğini sanıyordu. ETMEDİ.. Aşk her şeyi affeder mi bilmem ama ilk başlarda gerçeği görmek öyle dışarıdan bakanların yapabildiği kadar kolay değil. Siz kolayca çıkabileceğiniz aşk hikâyeleri yaratırken kızların derinleştikçe derinleşen duyguları vardır beyler. Bizim de sizin gibi tek hamlede çıkacağımızı sanırsınız çıkamayız. Sizin için kısa olan bu zaman içinde yaşadıklarımızı bizler ayrıntılarla beserleriz. Siz yaşadıklarınızla sonuca varırken biz varmak istediğimiz sonuca uygun koşulları yaşarız.  Çünkü bu hayatta ne düşünmeyi seçtiysek duyduklarımızı da gördüklerimizi onlara göre yorumlarız... Yani her şey birini sevmeye başlamadan önce başladı. Sevmeyi istedik.. Ne diyim.. Belli ki benim bu hikayedeki seçimim de birini sevmeye devam etmekti. Sevmiş onu sevmekten hoşlanmış sevmeye devam etmek istemiştim.. Hala hazırda yapmaya devam ettiğim gibi. Kimin haklı kimin haksız olduğuyla ilgilenmeksizin artık olamayacak dediği yere geldiğinde sorun ne olursa olsun dürüst olmalıydı..   Dürüst.. Açık. Gerçek odaklı.. Bir nedenle işler tahmin ettiği gibi gitmediğinde seçip beğenip niyet ettiği insan düşlediği gibi çıkmadığında yani bunu itiraf etse nasıl biri olurdu diyorum.. Doğru davranmayı seçse nasıl bir hayatımız olurdu.. O yüzden içimde kalan soruyu yine de sormak istedim ona.. Gözlerinin içine baka baka bana neden yalan söyledin dedim.. Madem yürümeyecekti neden devam ettin.. Neden ilişkiye başka bir kıyafet giydirip devam ediyorsun be adam. dedim Yoo bi biçimde söyledim aslında dedi.. rahat rahat Tam tahmin ettiğim gibi bakın.. Doğru.. Söylemişti. Ben ise durumu lehime çevireceğim konusunda kendime inanmayı seçmiştim. Devam ederek ona zamanla benden vazgeçemeyeceğini ispatlayacaktım.. Bunun için ne gerekirse yaptım.. İşe yaramayacak ne  varsa.. Çok yazık..   İkimiz de böyle davranarak garip bir şekilde bir kez daha başka yerlere savrulmuştuk.?.. Aynı ilişkinin üzerinde ayrı algılarda gerçeğin tamamen dışında bir yerlere… İkimiz de birbirimize yalan söyleyip kendimize durduk yere uzatmalı bir aşk hikayesi yaratmıştık..     UZATMALAR Gözlerine bakıyor. Ellerini tutuyor. Dokunuyor ama sevmiyordu sanki adam. Bir insan nasıl sevilmezse o kadar sevilmiyordu kız. Bu ilişkinin mümkün olmadığını bu tip bir erkeğin tanıdığı her hangi biriyle uzak yakın her hangi bir biçimde bir şeyler yaşayan kadını asla kabul edemeyeceğini nasılsa aklına dahi getiremiyordu. Bu tip neyse artık? Hepsi madalyonun görünmeyen yüzüydü bir bakıma.. Aynı anda hem çok aşık hem sadakatsiz hem öfkeli hem masum hem deli hem saf olabilecek kadar bilmiyordu tanımıyordu aşkı. Üstelik sadakatsizliğini kendi içinde yargılıyor ve cezasını bekliyordu. Beklediği karşılığı çok geçmeden alınca da kapıldığı endişeyi yok etmek için daha fazla vermeye daha fazla sevmeye çabalıyordu. Emindi. Zamanla ikna edebilirdi. Gerçek bir fedakâr gerçek bir kadın neydi gösterecek olanları unutturup durumu lehine çevirecekti. İnandı.   İçinde htiği o kadar şiddetli bir şeydi ki bu muazzam şiddetin aşka engel olabilecek her şeyin önünde geçebileceğini düşünüyordu. Aşk her şeyi affederdi. Bunu ispatlayabilirdi. Daha çok kadın olmak dokunduğunda ateş saçmak su gibi bedenini istediği her yerde kollarına bırakmak onu vazgeçilmez kılmaya yetecekti.. Ahh.. Peki aşk her şeyi affeder mi gerçekten.. Affetmek zorunda mı yani.. Bunu ispat etmek beni nasıl biri yapar? Affetse bile bu kimle ilgili? Affedilenle mi affedenle mi acaba.. Sen küçükken birilerini önemli oldukları için mi affettin yoksa yalnız kalmamak için mi.. Yalnız kalmamak için değil mi.. Aferin.. Hala aynı şeyi yapıyorsun.. Neresinden bakarsan bak.. Ve de durumu değiştirme çaban üzerine alındığın hakarete uğramışlık hissini ortadan kaldırmak için..  Allah allah.. Pavyondan bir kadın alsa olur muş da ben olmaz mışım.. Git al o zaman. Deli mi ne.. Asıl mesele şu ki affetmenin anlamı yok.. Bu anlamsızlığın da bir anlamı yok. Gerçek ne hiçbir fikrim yok..     YER BİLDİRİMİ Günün sonunda evime doğru yürürken kaygılarımı cebime koyarak başlangıçta düşünme şeklimi en azından birkaç tanesini bir yönden başka bir yöne doğru yenileriyle değiştirmeyi amaçlıyorum.. “Gençliğimdeki acı deneyimlerime rağmen her şeyi tatlı bir gülümsemeyle anıyorum. Ya da gençliğimdeki acı tecrübelerim olduğu için bu gün onları tatlı bir gülümsemeyle anıyorum.” Yo o kadar da kolay değil.. O yaşlarda bu yaşadıklarına ilerde çok güleceksin diyenlere karşı hatırlıyorum kendime bir söz vermiştim. Asla ve hiç bir zaman gözyaşlarıma gülmeyecektim.. Yıllar geçtikçe gözlerimin önündeki perde bir bir aralandı kabul. Göremediklerimi gördüğüm de doğrudur. Fakat 37 yaşındayım… Hala hiç  komik değil.. Bu arada yer ve durum bildirimi yapayım; evimdeyim. 35 metrekare bir stüdyo dairede 1.20 lik yatağımızda bir birimize değmeden yatabiliyoruz.. Anahtarı kaybedip durmam orda burda para yemesi telefonla çok konuşmam anası danası anam danam traş bıçağını ucuzundan alıp getirmem gibi saçma sapan mevzular üzerinden birbirimize girerken sonunda biri peki senin eşeğin gancık olsun deyince pek rahat hiçbir şey olmamış gibi yapabiliyouz..     Yine bir horoz dövüşünden barışma tercihiyle çıktıktan sonra yeniden başlamak üzere taşındığımız bu şirin evde bir daha asla ellerimizi bırakmama sözleri verirken   bunu nasıl yapacağımızı hiç konuşmadık. Bu şey bi ayakta kalma mücadelesine döndü galiba.. Onu da ilk aşkımı da olduğu gibi; sevmek için seçtiğimi fark etmek öyle fırtına etkisi falan yaratmadı açıkçası. Biliyormuşum da kabul etmişim gibi htim..     Neden bunun nedeni de   yeniden başlamak için devam ettirmek yerine devam ettirmek için yeniden başlamak olmasın?..   Korkarım öyle.. E ne yani aynı kapıya çıkıyor demeyin. Vallahi hiç çıkmıyor. Onu sevmek için seçtiğim gibi yeniden başlamaya da evlilik oyununa devam etmek için seçtim.. Kuşkusuz o da bana eşlik etti bu fikrimde.. İkimiz de sadece ayrı kaldığımız süreçten hoşlanmamıştık.. Hepsi bu.. Birlikte değişmeye değişmek için kabul etmeye niyet etmeksizin   bir süre daha birlikte olma arzusuyla geçen günler sonunda bizi hızlıca eski düşünme alışkanlıklarımızın kollarına bırakmıştı. İşte şimdi o günlerdeyiz. Eski kırgınlıklarımızı hatırlatacak hatalarımıza eski tepkilerimizi verirken ayrılık yolculuğunda yerimizde yavaş yavaş seyrediyoruz... Bazan uzanıp gönlümü alsın her şey eskisi gibi olsun istiyorum ama öyle bir adam yok burada. Galiba ben de sıkça yokum..   GERÇEKLER VE YALANLAR Fark ettiğim bu kararım içimin derinliklerinde bi boşluk yarattı. Hani içimde bi sıkıntı var dediklerimizden. Sanırım kalbim bundan hoşlanmadı.. Ya da zihnim işte bilmiyorum.. Gerçek zordur.. Yalandan daha zor.. Gerçek küçüktür saklanabilir. Yerine konan yalanlar onu saracak kadar büyük olmalı.. Yalan; Kalabalık telaşlı abartılıdır. Bazan çok neşelidir. Bazan çok kavgacı. Bazan çok acı ama çok.. Sırf minnacık kalmış gerçeği saklamak için ne yalanlar büyütürüz evimizde.. Ama gerçek masumdur. Kenarda sessizce kabul edilmeyi bekler. Sevilmeyi hatırlanmayı bekler. Arada kıpırdanır tabi derinlerimizde.. Neyapsın.. Gerçek ölmez.. Hep yaşar. Hep nefes alır. Ama yalandan daha güzeldir. Daha ferah. Daha sevgi dolu. Daha çok doldurur içinizi. Kabul edip sardıkça genişler rahatlar yerinde yayılmaya başlar.. Gerçeğim ben diye gerinir durur. Yalan buna çok kızar. Cimcikler ısırır kaşınır acıtır. Rahatsız eder. Nefesinize çöker.. De ki yalan söylüyor ya beni kaybedersen? Bak şuyun olmaz buyun olmaz.. Bunu göremezsin bunu edemezsin. Ama gerçek güçlüdür. Bir kez fark ettiniz mi onu içinizi doldurmaya huzurunuzu sağlamaya devam eder. Aklınızdan hiç çıkmaz. Tatlı tatlı  şarkılar söyler..Der ki.. Geçiyor az kaldı. İyisin.. Her gün daha iyiye gidiyoruz. Ey sevgili yalanım. Seni ben çağırdım. Sağol geldin de. Şimdi bi dur. Dinlen.  İstediğin yerimde. Nefes alayım..Daha Vedalaşacağız  seninle. .. “Kendimi bilmeye başladığım günlerdeki deneyimlerimle yüzleşmeli kabullenmeli ve onlarla tatlı bir gülümseme eşliğinde vedalaşmalıyım..” Bak şimdi daha iyi oldu.. İyi hmeliyim… Kötü hmek işime yaramadı. Bir gün öldüğümde gerçekten çok iyi hmeliyim…

 
 
 
Etiketler: KOŞULSUZLUK, TANIMI,
Yorumlar
Yazarlar
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Sayfalar
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Başakşehir FK
69
0
5
9
20
34
2
Trabzonspor
65
0
5
11
18
34
3
Beşiktaş
62
0
10
5
19
34
4
Sivasspor
60
0
8
9
17
34
5
Alanyaspor
57
0
9
9
16
34
6
Galatasaray
56
0
8
11
15
34
7
Fenerbahçe
53
0
11
8
15
34
8
Gaziantep FK
46
0
10
13
11
34
9
Antalyaspor
45
0
11
12
11
34
10
Kasımpaşa
43
0
15
7
12
34
11
Göztepe
42
0
14
9
11
34
12
Gençlerbirliği
36
0
16
9
9
34
13
Konyaspor
36
0
14
12
8
34
14
Denizlispor
35
0
17
8
9
34
15
Çaykur Rizespor
35
0
19
5
10
34
16
Yeni Malatyaspor
32
0
18
8
8
34
17
Kayserispor
32
0
18
8
8
34
18
MKE Ankaragücü
32
0
16
11
7
34
Arşiv
Haber Yazılımı